Vefat eden İran sinemasının usta yönetmenlerinden Abbas Kiarostami, aynı zamanda önemli bir fotoğraf sanatçısıydı. Ünlü sinemacının yol, ağaç, gece, kar temalı 44 fotoğrafı 10 Nisan’a kadar Ankara CerModern'de sergilendi.

ABBAS KIAROSTAMI ARTIK SESSİZ BİR FİLM

NOSTOS

Çağdaş İran sinemasının en büyük yönetmenlerinden Abbas Kiarostami (Kiyarüstemi), kış, kar, yıl ve ağaç fotoğraflarından oluşan 44 fotoğraflık sergisini Ankara CerModern'de açmıştı. Sergi için Türkiye'ye gelen Kiarostami, fotoğrafçılığı, sineması, İran ve dünya sineması üzerine düşüncelerini de paylaşmıştı.

Gazeteciler Yavuz Akengin ve Ünal Livaneli’nin sorularını cevaplayan Kiarostami, fotoğraflarının, bir ressamın resimleri gibi olduğunu söyleyerek “Tek bir fotoğraf, bir filmin sebebi olabilir. Sinemanın başladığı yer işte tam orasıdır, tek bir fotoğraf.” diye konuşmuştu. Ankara'da sergi açmaktan mutluluk duyduğunu ifade eden Kiarostami, sergisiyle ilgili olarak da, “Sadece Türkiye'de değil, belki dünya çapında ilk kez yapılan bir şey, bu fotoğraflar hiçbir yerde bu şekilde sergilenmedi. Bütün bu fotoğraflar ilk kez bir sergide sergileniyor.” diyerek Ankaralı sanatseverlere açtığı özel dünyasının ipuçlarını vermişti. Şimdi Ankara’da verdiği röportajdan satır başlarıyla ünlü yönetmen ve fotoğrafçı Abbas Kiarostami’yi analım.

‘HER FOTOĞRAF SESSİZ BİR FİLM’

Son birkaç yıldır dünya ve İran sinemasını çok yakından takip etmediğini söyleyen Abbas Kiarostami, bunun sebebi olarak ‘kalite kaybı'nı gösterdi. Sadece ilk filmlerini yapan yönetmenleri ve filmlerini takip ettiğini söyleyen Kiarostami, sinemanın dizi sektöründen olumsuz etkilendiğini düşünüyor: “Sinema, diziler yüzünden gün geçtikçe kalitesini kaybediyor. Eğer bazı gençlerin bağımsız çalışmalarını göz önünde bulundurmazsak, sinemanın biraz diziye doğru kaydığını söyleyebilirim. Ve maalesef bu diziler insanların zevklerini çok fazla değiştirmeye başladı. Bu da sinemanın maalesef çalışmasını çok güçleştirdi. Benim bununla bir sorunum yok tabii. Ama insanlar değişen bu zevkleri sebebiyle sinemaya çok fazla ilgi duymuyor.”

Fotoğraf-sinema ilişkisi üzerine sorulan bir soruya Kiarostami, bu iki sanat dalının ‘ilişkili değil', ‘aynı asalete sahip' olduğunu belirtti. “İlişkili olmalarından ziyade aynı asalete sahipler. Her fotoğraf aslında sessiz bir filmdir. Şunu kabul etmeliyiz, önce bir fotoğraf vardı, daha sonra hareketlenen aslında sinemaya dönüşen bir fotoğraf. Dolayısıyla aynı asalete sahipler.” dedi.

Kiarostami, bir fotoğrafın bir sanatçının görüşünü yansıtıp yansıtmadığının anlaşılması için üzerinden çok uzun zaman geçmesi gerektiğini ifade ederek, “Eskiden böyle bir kanaat vardı. Bir eserin üzerinden 30 yıl geçtikten sonra eğer bu eser güncelliğini koruyorsa, hâlâ ona ilgili aynı şekilde devam ediyorsa o eser derinliği olan, kalıcı olan ve klasiktir. Ben de çalışmalarımda, filmlerimde 30 yıl önceki çalışmalarıma bakıyorum acaba hâlâ kalıcı mı? Hâlâ derin etkiye sahip mi?” değerlendirmesini yaptı.

‘FOTOĞRAFÇI İLE ROMAN YAZARI ARASINDA FARK YOK’

Abbas Kiarostami, akıllı telefonlarla çekilen fotoğrafların ‘hedef gözetmeksizin, sadece bir anı ölümsüzleştirmeyi amaçladığı' için fotoğraf sanatçılığı alanına giremeyeceğini savunuyor. İyi fotoğrafçının ve fotoğrafın ‘bakış felsefesinin' olması gerektiğini söyleyen sanatçı, “Sadece güzel fotoğraflar bizi ikna etmez; biz iyi fotoğrafçı arıyoruz.” diyor. “Ben bir fotoğrafçıyım.” diyen Kiyarüstemi, fotoğrafçılığın ‘bakış açısı' gerektirdiğini düşünüyor: “Bence bir fotoğrafçı olmak için bakışın felsefesini öğrenmemiz lazım. Bir fotoğrafçı ile bir roman yazarı arasında pek fazla bir fark yok. Nasıl biz bir yazarı birkaç kitabını okuduktan sonra tanıyabiliyor, tarzı öğrenebiliyorsak. Fotoğrafçıyı da onun birkaç eserini bakarak, dünyaya bakışını incelememiz gerekir. Bu ise bir yere giden, yeni şeyler gören, cebinde fotoğraf makinesini taşıyan ve gördüklerinin fotoğrafını çeken kişilerle farklıdır. National Geographic'teki fotoğrafları inceliyorum ama oradaki fotoğrafçıların isimleri aklımda kalmıyor. Çünkü birisi yeni bir yere gidip gördüklerinin fotoğrafını çekiyor, bu sadece National Geographic gibi yerlerde yayınlanacak fotoğrafları kapsıyor.”

Filmlerinde şiirlere yer vermesinin ‘doğal' olduğunu söyleyen Kiarostami, “Farsça konuşan biz İranlılar, gündelik hayatımızda birçok kez şiir kullanıyoruz. Filmlerimde şiirin kullanılmasının asıl nedeni budur. Başka çarem yok. Bu bir seçim değil. İzleyiciler Farsça konuşan insanlar olduktan sonra filmlerde şiir kullanmak doğal. Şahsi düşüncem eğer sanat şiirden etkilenmiyorsa neden etkilenir?” ifadelerini kullanıyor.

‘HABER FOTOĞRAFÇILIĞI EN CİDDİ MESLEKLERDEN BİRİ’

Türkiye'ye her geldiğinde birkaç sergi gezdiğini anlatan Kiarostami, fotoğrafçıların isimlerinin aklında kalmadığını dile getiriyor. Haber fotoğrafçılığının en ciddi mesleklerden bir tanesi olduğunu vurgulayan usta yönetmen, şunları kaydediyor: “Eğer dijital fotoğraf makineleri sadece günümüzdeki olayları kayıt altına almak için icat edilmişse bile bence çok önemli bir cihaz. Çünkü insanların sosyal anlamda önem verdikleri sadece o an yaşanacak olayları kayıt altına alıyor. Bir fotoğraf bir anda meydana gelen olayı kayıt altına almış oluyor. Kalıcı hale geliyor. Bu açıdan fotoğraf makinesi ayrı bir öneme sahip. Kamera bizlerin elinde istediğimizi yapıyoruz. Bu makine asıl önemini gazetecilerin elinde değerlendirmek lazım. Biz kamerayı ikinci kullanıcılarız, asıl kullanıcılar haber muhabirleridir. Geçen sene yayınlanan kıyıya vuran bir çocuğun fotoğrafı! Göç halindeki insanların fotoğrafı… Bence geçen sene en kalıcı hale gelen oydu. Bir haber için kullanılan fotoğrafın önemini buradan anlayabiliyoruz. Bu tek fotoğraf karesi yazılan yüzlerce köşe yazısından, yapılan yüzlerce söyleşiden daha önemliydi. Göçmenlerin koşullarını bize daha iyi gösteriyordu.”

‘CENNET BURASI HERHALDE’ DEDİM’

Türkiye’yi ‘fevkalade güzel bir ülke’ diye nitelendiren İranlı yönetmen, “Geçen sefer Türkiye'ye gelirken uçaktan baktığımda güneşli bir hava vardı. Öyle güzel manzaralar gördüm ki, dünyanın en güzel yeri, ‘cennet burası herhalde’ dedim. Çok sayıda fotoğrafçıya sahip olmanız doğal bir şey. Eğer fotoğrafçılığı doğaya kısıtlarsak.” diye konuştu.

  • BALKONDA AY NÖBETİ

    BALKONDA AY NÖBETİ

    HABER | SELAHATTİN SEVİ
    Duayen foto muhabiri Sökmen Baykara, Antalya’da sakin biri hayat yaşıyor. 82 yaşında olmasına rağmen güler yüzü, neşeli kahkahalarıyla ve de en önemlisi evinin balkonundan çektiği fotoğraflarla gazeteciliğin her şartta yapılabileceğini gösteriyor. Mecrası ise sosyal medya... [»]
    21-05-2016
  • EVDEN UZAKTA HÜZÜN VE UMUT

    EVDEN UZAKTA HÜZÜN VE UMUT

    FOTO RÖPORTAJ | ZAHRA OSTADZADEH
    İran taşrasındaki yatılı kız okulları, ülkedeki en düşük gelirli ailelerin çocukları için eğitim imkânı sağlıyor. Bununla birlikte öğrencilerin bezgin ve solgun yüzleri çok şey anlatıyor. Gündüz ve gece onları bir köşede ağlarken görebilirsiniz. [»]
    22-06-2016
  • GÜNLÜK HAYATTAN KAÇIŞLAR

    GÜNLÜK HAYATTAN KAÇIŞLAR

    INSTAGRAM | EKİN KÜÇÜK
    Instagram dünyasının önemli isimlerinden Ekin Küçük İstanbul, Gelibolu ve Fas’ta çektiği fotoğrafları Mindscapes adıyla kitaplaştırıyor. Amacı ise gündelik bunalımlardan ve koşuşturmacalardan kaçan insanlara rahat bir nefes aldırmak. [»]
    20-06-2016
  • ÇAĞDAŞ ERDOĞAN'IN GECE YOLCULUĞU

    ÇAĞDAŞ ERDOĞAN'IN GECE YOLCULUĞU

    PORTRE | SELAHATTİN SEVİ
    12 günlük gözaltından sonra tutuklanan foto muhabiri Çağdaş Erdoğan cezavlerindeki 172. gazeteci. Bir an önce özgürlüğüne kavuşmasını umduğumuz Erdoğan'ın ülkeye, kente, geceye ve gündüze, insanlığa yeni soruları var... [»]
    17-09-2017