Türkiye’den, Ortadoğu’dan ve dünyanın farklı yerlerinden çektiği fotoğraflarla adından sıkça söz ettiriyor Emin Özmen. 30 yıldan fazla bir zamandır Türkiye’ye gelmeyen World Press Photo ödülünü üst üste iki yıl kazanan başarılı foto muhabiri, tanıklık etmeye devam ediyor.

‘ANONYMOUS’TAN EMİN ÖZMEN'E

RÖPORTAJ | SELAHATTİN SEVİ

2013 Ağustos ayının Time dergisini alanlar gördükleri fotoğraf karşısında şok olmuştu. O zamanlar ismi yeni yeni duyulmaya başlayan IŞİD militanları esir aldıkları ve tekfir ettikleri kişileri Azez’de, Kefergan’da, Savran’da sokak ortasında kör bıçaklarla güpegündüz kesiyordu. Bu vahşet yetmiyormuş gibi Kuzey Suriye’nin Türkiye’ye yakın köy ve kasabalarda toplanan halk vahşi bir kutlamayı izler gibi olan biteni büyük bir soğukkanlılıkla seyrediyordu. Daha önce kanlı örgütün kendi çektiği propaganda videoları olsa da bir profesyonel gazeteci elinden çıkan ilk görüntülerdi bunlar. Fotoğrafların altında ise imza olarak ‘Anonymous photographer – Le Journal’ yazıyordu.

Aynı hafta Time ile birlikte Paris Match dergisinin de kullandığı fotoğraflardan sonra yer yerinden oynadı. Time’ın yorum sayfalarına o kadar çok tepki geldi ki, dergi o bölümü bu haber için kapatmak zorunda kaldı. Sosyal medyada en fazla 500 bin kez görüntülenen haberler ilk gününde sadece yorumlar ile 2 milyonu geçti.

O gün imzasını güvenliği için saklayan ve Anonymous olarak atan foto muhabirine derginin editörü Patrick Witty yeni yılda bir kez daha aradı. “Yayınladığımız fotoğraf yılın en iyi 10 fotoğrafı arasına girdi, yine müstear mı kullanalım, kendi ismini mi yazalım?” diye sordu. Kendi adımı yazın, dedi Emin Özmen. O günden sonra da bölgeden ve dünyanın farklı yerlerinden çektiği fotoğraflarla adından sıkça söz ettirdi. 30 yıldan fazla bir zamandır Türkiye’ye gelmeyen World Press Photo ödülünü üst üste iki yıl kazandı.

Emin Özmen en son geçtiğimiz hafta Time dergisinde ve fotoğraf portalı Light Box’ta yayımlanan geniş bir fotoğraflı öyküyle gündeme geldi. Türkiye’nin gizli savaşı! Siyah beyaz 34 fotoğraf Türkiye’nin doğusunda meydana gelen olaylarla ilgili olarak sarsıcı görüntüler içeriyordu. Özmen’in 2014 Kobane olaylarından bugünlere kadar getirdiği ve halen devam eden sert kareleri Kürtlerin yol arayışını resmediyor. Kendi seçimleri olmayan ama kendilerine sunulan çıkmaz yoldaki trajik öyküler bütün dünyayı başka bir gerçekliğe davet ediyor.

SUSUYOR VE İŞİNİ YAPIYOR

Barış süreci ile umutlanan, birkaç yıl huzurlu bir hayat yaşamaya başlayan ülkenin doğusundaki hayal kırıklıkları, yıkımlar, çatışma ortamı ve belirsizlik olanca çarpıcılığı ile Emin Özmen’in öyküsünde yer alıyor. ‘Kobani düştü düşecek’ sözleriyle başlayan ve Dolmabahçe mutabakatında masanın devrilmesiyle devam eden süreç hala devam ediyor. Geçtiğimiz yıl yaz ortasında yapılan seçimler öncesinde ve sonrasındaki patlamalar, saldırılar ve özellikle sonbahardaki seçim sonrası siyasi organlar üzerindeki baskıların Türkiye’yi nasıl başka bir yöne savurduğunu acı bir şekilde gösteriyor…

“İçimdeki aktivist karakteri bastırmaya” çalışıyorum diyor Emin Özmen. “Gördüklerim karşısında söyleyecek çok sözüm var aslında” diyor ama susuyor ve işini yapmaya çalışıyor. Fakat ortalık toz duman, sular bulanık… Yaptığı çalışmaların benzerlerinin Türkiye’de bir medya organında yayımlanması neredeyse imkânsız hale geldi. O da işlerini dünyanın saygın basın organlarıyla paylaşıyor.

Fakat öncülük ettiği fotoğraf ajansı Le Journal’in hayal edilemeye başlandığı 2009 ve resmi hale gelerek duyurulduğu 2013 yılından bu yana tek bir amacı vardı zaten; Gazetecilik yapmak! Görülmeyen, gösterilmeyen ve atlanan konular üzerine gitmek… Dört bir yanımızı çevreleyen karanlığı ve o karanlıkta kaybolan gerçekleri fotoğrafın sadeliği ve dürüstlüğü ile bir nebze olsun gün yüzüne çıkarabilmek.

2013’te gezi ile başlayan süreçte kadrolu olarak çalıştığı Sabah gazetesinden bu yüzden ayrıldı. Ardından gezi patladı. Fotoğraf ve video ile yaptığı ‘Gezi Tanıklığı’ bu yüzden ses getirdi. Kosovalı Ferdi Limani, Engin Güneysu, Yücel Zorlu ile birlikte dört kişiydiler. Multimedia üretimlerinde Barış Koca ve Soner Emanet’te vardı.

GEZİ MİLAT

Ajans gezide farkında olmadan önemli bir rol de üstlenmişti. Geleneksel haber kanallarından ve gazetelerden yeteri kadar sağlıklı bilgi akmayınca sosyal medya için önemli bir içerik sağlayıcı olmuştu. ‘Gezi Tanıklığı’ belgeselinin World Press Photo’da ödül birincilik ödülü alması sadece kendilerini değil, Türkiye’deki bütün genç foto muhabirlerini heyecanlandırmıştı. Birçok genç foto muhabiri ajansta yer almak için başvurdu. Birbirlerini zihnen ve mesleki olarak beslediler. Ve ardından ajansı meydana getiren çekirdek kadro kendi yoluna devam etti.

Türkiye’de foto muhabirliğine duyulan ilgi de oldukça artmıştı. Gezi olaylarının artçıları diyebileceğimiz protesto ve gösteriler genç fotoğrafçılar için de staj oldu. Çok fazla fotoğraf ve çok fazla fotoğrafçı vardı. Kobane ve Suruç merkezli toplumsal olaylar yeni nesil meslektaşlar için okul olmaya devam etti. Fakat Türkiye’deki gazetecilik ve foto muhabirliği vasatı hevesli ve ilgili gençlerin taleplerini karşılayamadı. Yaptıkları işler için Türkiye dışından iletişim ve network arayışları arttı. Emin Özmen bu dönemde yüz yılın en önemli olaylarından biri olarak gösterilen küresel göç konusuna yoğunlaştı: Önce Almanya’dan Midilli’ye kadar mültecilerin gittikleri göç güzergâhını tersinden izledim, diyor Özmen. Sonra Türkiye ayağında Ege kıyısında uzun zaman çalıştı. Hemen ardından ise Midilli’ye giderek göçmen kaydı yaptırdı. Balkanlardan Almanya’ya kadar uzanan yolu onlarla birlikte kat ederek belgeledi. Ardından zaman zaman Almanya giderek göçmenlerin yerleşim sorunlarına eğildi. İtalya ve Fransa’daki mülteci hareketlerini inceledi. Calais’deki drama tanıklık etti. Bu çalışmaları Le Monde Magazine’de ve Der Spiegel’de, Paris Match’te yayımlandı. Hala mültecileri çalışmaya devam ediyor. Önümüzdeki aylarda Nijer’den Libya’ya, oradan da Akdeniz üzerinden Avrupa’ya uzanan bir başka göç yolunu kat edecek.

“Daha önce bizim coğrafyamızda yaşanan olayları Türkiye dışından gelen fotoğrafçılar gelir ve anlatmaya çalışırdı, şimdi işler olması gereken yere geldi” diyor. Hatta onların bir handikabına dikkat çekiyor: O isimler ne kadar iyi olsalar da sınırlı süre ülkemizde ve coğrafyamızda kalıyorlardı. Oysa biz hep buradayız. Biz daha derinden ve içeriden bakabiliriz. Bu günlerde bu biraz da mecburiyet oldu. Yabancı fotoğrafçıların ve gazetecilerin oturum ve akreditasyon işlemlerinin yapılmaması onları Türkiye’den kaçırdı. Başta Vice’dan Resul’ün arıdndan yerlei ve yabancı gazetecinin günydoğuda çalışırken tutuklanması onları korkuttu. Birçoğu İstanbul’u terk etti ve en yakın Atina’ya yerleşti. Şimdi sorumluluğumuz daha büyük. Vicdanımın sesini diinleyeceğim ve yaşananları aktarmaya devam edeceğim.

FİZİK İYİ, FOTOĞRAF PEKİYİ!

Emin Özmen için Kürt sorunu başta olmak üzere ülkede ve bölgede yaşananları belgelemek bir mecburiyet. Kimseden sipariş almadan çalışmaya başlıyor, iş bitince editörlere gösteriyor. Serbest bir foto muhabiri için hayat Türkiye’de zor olsa da başka bir seçenek de görmüyor. Sabah gazetesinde çalışırken de Kenya, Somali, Japonya gibi farklı ülkelerde büyük öyküler çalıştı. Fakat yayımlanması sürecinde uygulanan maniplosyonlardan, fotoğrafa karşı gösterilen saygısızlıktan hep şikâyetçi oldu. Kadrajlanmamış ve dekupe edilmemiş işi gazeteye girdiği zaman sevinir hale gelmişti.

2009’da Avusturya’nın Linz şehrinde gittiği sanat akademisinde aldığı belgesel fotoğraf altyapısı kendisine Avrupa’nın kapılarını da açmıştı. 20 ülke gezdi eski kıtada… Öncesinde devam ettiği Marmara Güzel Sanatlar Fakültesi’ne resim çizimleri de dahil bir dizi sınavdan sonra iyi bir derece ile girerek karanlık odada uzun zamanlar geçirmişti. Fakat fotoğraf eğitiminden önce iki ağabeyinin fizik eğitimi alması onun da aynı yoldan giderek Samsun’da fizik okumasına engel olamadı. O daha çok fotoğraf kulübünde geçirdi vakitlerini. O günlerde Nobel ödüllü Bangladeşli Muhammed Yunus’un öncülük ettiği mikro kredi uygulamasının Türkiye ayağını fotoğrafladı. Anadolu’yu bir de bu vesile ile tanımıştı.

Lisede basket takımındayken ağabeyinden ödünç aldığı analog fotoğraf makinesiyle yaptığı ilk foto röportaj ona okuduğu şehirde farklı bir kapı açmıştı.

Emin Özmen’in 1985 yılında Sivas Mevlana mahallesinde başlayan serüveni dünyalı bir foto muhabiri olarak emin adımlarla devam ediyor. 

  • O ÇOCUK MAPPLETHORE!

    O ÇOCUK MAPPLETHORE!

    SERGİ | ROBERT MAPPLETHORE
    ‘Fotoğraf çekmeye başladım, çünkü çağımızın varoluş karmaşasına bir yorum getirmenin en kusursuz aracı fotoğraf gibi göründü’ diyen Robert Mapplethore sergisi yeniden İstanbul’da. [»]
    19-06-2016
  • EN YAYGIN HOBİ FOTOĞRAF

    EN YAYGIN HOBİ FOTOĞRAF

    RÖPORTAJ | SELAHATTİN SEVİ
    Kitap, sergi ve toplantılarla Türkiye’de fotoğraf ortamının çeşitlenmesine önemli katkılar sağlayan Merih Akoğul, fotoğrafın futboldan sonra en çok ilgi çeken hobi olduğunu söylüyor. [»]
    30-06-2016
  • ÇAYLAR RİZE'DEN

    ÇAYLAR RİZE'DEN

    FOTO RÖPORTAJ | TOLGA ADANALI
    Her Rizeli’nin küçük de olsa bir çay tarlası var neredeyse... Sarp arazideki en küçük bir boşluk bile çay yetiştirmek için değerlendiriliyor. Denize yakın kısımlarda dört, Hemşin gibi iç kesimlerin dağlarında ise yılda üç kez hasat yapılıyor. [»]
    13-06-2016
  • AKDENİZ'DE SAVAŞ VE GÖÇ

    AKDENİZ'DE SAVAŞ VE GÖÇ

    SERGİ| PostSeyyah
    Akdeniz Akademisi desteğiyle PhotoSeyyah ekibinin hazırladığı “Akdeniz’de Savaş ve Göç” fotoğraf sergisi İzmir Uluslararası Devinen Akdeniz Sempozyumu kapsamında sergilenecek. Sergide göç, iltica, mülteci, sığınmacı, umut yolculuğu temalı çalışmalar yer alıyor. [»]
    19-10-2017