“Gitmediğim köy, çalmadığım düğün kalmadı” diye söze başlıyor Ali Karaalp, nam-ı diğer Köpürcekli Ali. Kütahya Tavşanlı’dan Balıkesir’in Dursunbey’ine kadar bazı akranları, arkadaşları aynı işi yapmış olsalar da, her zaman onun zurnası öter.

NEŞENİN NEFESİ

SELAHATTIN SEVI

Davulunun sesi diğer köylerden daha başka türlü duyulur. Her kulağa hoş gelir… İlkokulun son sınıfında başlar 50 yılı çoktan geçen meslek hayatı. Ali Muslu ve Süleyman Ağa’ya çırak olarak kendine yer açar. Zurna ile eşlik eder onlara. Yörede dümbelek diye de adlandırılan kudümle devam eder. Mehter takımından sonra en çok Osmanlı’nın neşet ettiği bu mübarek topraklarda hayatın içinde olan kudümle. Güm güm öten davulun yanında ikincil bir ritim olarak yüreklerin atışına tekabül eder kudüm. Derken cümbüşe merak salar Köpürcekli Ali. Bağlamaya terfi ettiğinde ise fakirlik ve çaresizlik amansız bir rekabet halindedir. Zeytinyağı tenekesinden yaptığı saza kablo tellerini gerer. Sadece ‘iki tıngırdasın’ diye. Akıl danışacağı, el alacağı biricik şahsiyet yakınlardadır aslında; Kütahya türkülerinin babası Hisarlı Ahmet.

Bursa Harmancık’ın Kışmanlar Köyünde Fatih Tekdemir’in ve müstakbel eşi Nurdan’ın düğününde oğulları Canan ve Cemil’le ortalığı şenlendirirken bulduk kendilerini. Eski günler ve düğünler yoktu tabii. Fakat yeniden üretilen modern bir coşku hakimdi köyde. Artık cuma günleri ‘danışık’la başlayan, pazar ikindi sonrası ‘gelin alma’yla biten o düğün senin, bu düğün benim dönemi elbette gerilerde kalmıştı.

Yetmişlerde Tavşanlı, Harmancık ve havalisini elektro sazla tanıştırmış Köpürcekli Ali. Her ne kadar iki yassı pille çalışsa da; 100 vatlık hoparlörü, 75 vatlık amfisi olsa da yıkılırmış sokaklar. İçinden Şerife, Hatice, Ayşe ama ille de Fadime geçen türküler, Kütahya’nın pınarları gibi gürül gürül akarmış. Herekenin Bağları, Elif Dedim Be Dedim ise usta Hisarlı Ahmet’e bir vefa selamı gibi olmazsa olmazıymış köy düğünlerinin. Köpürcekli Ali dendi mi, davulun ve bendirin yanında neredeyse nefes alınmadan çalınan zurna akla gelirmiş elbette. Dağ yöresinin son icracısı Ali, civar köylerden gelen düğüncüleri köy dışında beklermiş. Kaşık şaklata şaklata, diz kıra kıra misafirler ‘konak’a, yani misafir edilen eve bırakılıp yemeklerini yerken diğer köylerin gençleri karşılanırmış. Sabah ezanında damat uyandırılır, kendileri dinlenmeye çekilirlermiş.

Bir iki saat kestirdikten sonra yine aynı gayri resmi geçitler sürermiş ‘aralıklar’da. “Gelin alma günü önce çeyiz çıkarılırdı” diyor Köpürcekli Ali; “Beygire sararlardı sandık yatak ne varsa… Bunları oğlan evinden kız evine götürürdük. Kız evi yemek verirdi. Bir saat sonra sağdıç hazırlanır. Sağdıcı düğüne getirdikten sonra sıra misafirlere gelirdi. Gelinin düğüne çıkacağı günde tüm köylü düğüne çıkar, sonra gelin alma faslı başlardı. Davul zurna ile bütün düğüncüleri toplarız. Doğru kız evine. Kız evinin önünde de bir iki oynarlar. Gelini alıp oğlan evine teslim ettik mi, düğün de biterdi.”

  • İSTANBUL İÇİN KERAHAT VAKTİ

    İSTANBUL İÇİN KERAHAT VAKTİ

    FOTO RÖPORTAJ | SELAHATTİN SEVİ
    Vaktin adı, kerahat! Gündüzün sıcağı yerini akşamın serinliğine bırakırken, İstanbullular telaşlı… Sponsorlu belediye iftarları ile mütevazı yer sofraları yan yana. Popüler televizyon hocaları, işçiler, memurlar,turistler ve her yaştan insan sokakta. [»]
    21-06-2016
  • GELECEĞE YOLCULUK

    GELECEĞE YOLCULUK

    FOTO RÖPORTAJ | ELENI ONASOGLOU
    Benim fotoğraf dilim çok erken dönem hatıralarıma, donmuş zamanı korumaya harcanan sonsuz bir çabaya ve başlangıçta biten bir geleceğe doğru yapılmış zamanda bir yolculuk. [»]
    13-07-2016
  • YAZ MENEKŞESİ

    YAZ MENEKŞESİ

    FOTO RÖPORTAJ | SELAHATTİN SEVİ
    20 yıl öncesine kadar İstanbul’da Avrupa yakasının en popüler kumsalı olarak bilinse de eski balıkçı köyü Menekşe’den eser yok şimdi. Ne banliyö trenlerinin hafif yatarak durduğu minyatür istasyonu, ne küçük ama sevimli lokantaları var. [»]
    11-05-2016
  • ANLATMANIN BAŞKA YOLU

    ANLATMANIN BAŞKA YOLU

    INSTAGRAM | SERKAN ÇOLAK
    Instagram mecrasındaki fotoğraflarımda genel olarak bir belirsizlik hâkim. Görünmeyen yüzler, siluetler ya da sadece gölgeleri kullanıyorum. Fotoğrafa özgü belirsizlik, bu şekilde tanınır ve kabul edilirse fotoğrafçıya benzersiz bir ifade gücü kazandırabilir. [»]
    12-07-2016