21 yaşındaki genç fotoğrafçı Furkan Temir, dünyanın saygın fotoğraf ajanslarından Seven’ın ‘Mentor’ programına davet edildi. İki sene boyunca Temir’in çalışmaları Seven (VII) imzasıyla yayımlanacak ve temsil edilecek.

SEVEN'IN YENİ YÜZÜ FURKAN TEMİR

PORTRE | SELAHATTİN SEVİ

Furkan’ın Seven (VII) ile olan ilişkisi geçtiğimiz sene başladı. 8 ay önce hazırladığı portfolyoda Suriye, Irak ve Güneydoğu’da çektiği fotoğraflar ağırlıkta olsa da, kişisel öyküsünden işler de vardı. Gece vakti sert flaş ışıklarıyla keskinleşen, kontrast, karanlık, siyah beyaz fotoğraflar ve çocukluk anılarından oluşan TUMOR adlı bir kitap hazırlamıştı. Ayrıca çizdiği resimler de dosyasının içindeydi.

Nihayet müjdeli haber geldi. Furkan Temir, dünyanın saygın fotoğraf ajanslarından Seven’ın ‘Mentor’ programına davet edildi. İki senelik süreçte genç fotoğrafçının çalışmaları bundan sonra Seven (VII) imzasıyla yayımlanacak. Ve bir sanatçı olarak VII tarafından temsil edilecek.

İstanbul Karaköy’de fotoğraf kitaplarının satıldığı ve güzel kahve kokularının sokağa yayıldığı Fil Books’ta konuşurken heyecanı yüzünden okunuyordu Furkan’ın. Tıpkı dört sene önce 17 yaşında bir lise talebesiyken randevulaşıp buluştuğumuz Bursa Koza Han’daki güngörmüş çınarların gölgesinde olduğu gibi… O dönemde çalıştığım Zaman Gazetesi’nin büyük katkılar verdiği Bursa Foto Fest’te atölyelere katılmış; ilgi duyduğu, sevdiği fotoğraf yolculuğunda ne yapacağı konusundaki soruların cevabını bulmuştu. Şimdi, aynı çatı altında fotoğraflarının temsil edildiği Christopher Morris, Joachim Ladefoged, Antonin Kratochvil ve diğer ajanslardan Gael Turine, Massimo Mastrorillo'nun anlattıkları onu derinden etkilemişti.

Bir yıl sonra, 18 yaşında İstanbul’a geldi Furkan Temir. Şehir Üniversitesi sinema bölümüne burslu olarak kaydoldu. Geleneksel eğitimle arası pek yoktu, ‘nasıl oldu da bilmediğim bir burs kazandım, anlamadım’ diyor. Fakat bilgiye ve eğitime olan inancını yitirmedi. Lisede olduğu gibi üniversitede uyumsuzluklar yaşadı, kaydını İstanbul Üniversitesi’ne aldırdı. Çünkü derse devam mecburiyeti yoktu ve hayalindeki işleri yapmak için zaman bulabilirdi.

Furkan Temir Sivas’ta büyüdü. Okumayı Ernest Hamingway’in Yaşlı Balıkçı ve Deniz kitabıyla öğrendi. Sivas gibi bir damla su bulmanın zor olduğu bir yerde Hemingway ona bir denizci kahramanın öyküsünü anlatıyordu. Sonrasında izleyeceği Matrix filmi ise ona başka bir dünyanın kapılarını açtı. Hemingway’in deniz tasviri yerini sinema perdesinin simulatif gerçekliğine bırakmıştı. Görsel hikâye anlatıcılığının farkında bu sıralar vardı.

15 yaşında Tarkovski’nin günlüklerini ve sinema kuramını okurken ünlü yönetmenin sürekli olarak tek karenin öneminden bahsetmesi ilgisini çekmişti. Sonrasında Tarkovsky’nin polaroid fotoğraflarını gördü aynı zamanda diğer yönetmenler Kubrick’in, Antonioni’nin Bella Tarr’ın fotoğrafla olan sıkı ilişkilerinin farkına vardı.

Bunlar aynı zamanda iyi fotoğraf çekmenin; göz terbiyesi için fotoğraf bakmanın önemini anlamasına vesile oldu. Daha çok okudu, daha çok fotoğraf baktı. İlk makinesini alana kadar günlük vaktinin dört beş saati bilgisayar başında, dünyada açık fotoğraf arşivlerini incelemekle geçirdi. Zira fotoğraf kitapları kolay ulaşılabilir değildi.

Üniversite eğitimi için geldiği İstanbul’da son yarım yüzyılın en önemli toplumsal olaylarından bir olan ‘Gezi’ cereyan edince kendini fotoğraf gazeteciliğinin içinde buldu. Kendisi gibi genç foto muhabirlerinin kurduğu bir kolektif olan Agence Le Journal kadrosuna dâhil oldu. Kendi deyimiyle Gezi politik olarak belki başarısızlıkla sonuçlandı ama insanlar ve gençler kendini buldu, kendini keşfetti. Her şey çok hızlıydı, akıl almaz bir yaratıcılık ve yarış vardı, herkes bir şeyler kaydediyor, paylaşıyor; orada olmayanlara ulaştırmak için yeni kanallar arıyordu.

İstanbul’da başka bir festivalde Seven fotoğraf ajansından Stefano de Liugi ile tanıştıktan sonra kafaları uyuştu. Furkan, çalışmalarını gösterdi. Onun da önerisi ve yönlendirmesiyle hazırladığı geniş portfolyo ajansın son yıllık toplantısında olur aldı. Aylar önce programa katılabileceği müjdesini çıtlatsalar da duyurmak için 6 ay beklediler.

Furkan Temir’in son projesi Doğu’daki operasyonlar sonrasındaki vaziyeti konu alıyor. Furkan bölgede iki aya yakın seyahat etti. Daha önceki siyah beyaz ve konusuna yakın fotoğrafların aksine bunlar renkli ve daha mesafeli. Boşluk ve terk edilmişlik hissi kendini belli ediyordu. Aslında bir yandan da son 30 yıldır ülkenin yaşadığı ve bir kısmına Furkan’ın ana akım medyadan şahit olduğu ‘bölge’ye sahici bir ayna tutmuştu. Televizyonun ve gazetelerin anlattıkları, tabutlar, demeçler ve diğer bildik sıradan anlatıların dışında başka bir dünyanın içinde bulmuştu kendini. Burada yaşanan korkunç bir masaldı.

Pembenin ağır bastığı satüre pastel tonlarla bazen bir çizgi film basitliği ile tercih edilse de ‘orada kötü şeyler oluyor’ gerçeğinin altını kalınca çiziyordu. Mesele biraz da bu değil miydi? Kendi sesini ararken sesini diğer insanların fısıltılarına, çığlıklarına katabilmek! Onlara da ses olabilmek… O da zaten fazla zorlamıyor kendini. Üslup varsa vardır, yoksa yoktur diyor. Varsa kurtulmaya çalışmaya gerek yok, yoksa da aramaya… Teknik üsluptan çok içerikteki bütünlük daha önemli olduğunu düşünüyor.

Şimdi, 2014 sonlarında sırt çantasını alıp Suriye’ye gittiği, Irak’ta bulunduğu kısa ama verimli zamanları daha anlamlı yapma zamanı. Oluşan sinerjiyle ilk büyük projesi ‘Grand Anatolian Project’ için çalışma vakti. Farklı mediumları kullandığı bu projede dijital fotoğraflar, 8mm kamera ile çektiği videolar Google Earth’ten alınan screen shotlar Anadolu’nun sarkastik yönünü ironik bir gözle keşfetmek amacıyla kullanılacak. Neden olmasın? Yaş henüz 21, yolun başı…

  • BATININ UZAĞINDAN

    BATININ UZAĞINDAN

    KİTAP | ZEYNEP DİNİZ
    Batının Uzağından Hayat Portreleri ile özel yol öyküleri sunuyor Zeynep Diniz. Perspektiften uzak, renkli ve canlı doğu duvar resimleriyle başlıyor kitap. Altın sarısı özenli kapağın içinde başka hayatlara dokunarak uzayıp giden uzun bir yolculuk var. [»]
    17-07-2016
  • YAZ MENEKŞESİ

    YAZ MENEKŞESİ

    FOTO RÖPORTAJ | SELAHATTİN SEVİ
    20 yıl öncesine kadar İstanbul’da Avrupa yakasının en popüler kumsalı olarak bilinse de eski balıkçı köyü Menekşe’den eser yok şimdi. Ne banliyö trenlerinin hafif yatarak durduğu minyatür istasyonu, ne küçük ama sevimli lokantaları var. [»]
    11-05-2016
  • ANLATMANIN BAŞKA YOLU

    ANLATMANIN BAŞKA YOLU

    INSTAGRAM | SERKAN ÇOLAK
    Instagram mecrasındaki fotoğraflarımda genel olarak bir belirsizlik hâkim. Görünmeyen yüzler, siluetler ya da sadece gölgeleri kullanıyorum. Fotoğrafa özgü belirsizlik, bu şekilde tanınır ve kabul edilirse fotoğrafçıya benzersiz bir ifade gücü kazandırabilir. [»]
    12-07-2016
  • 10 YILDA

    10 YILDA

    SERGİ | TUNCAY DERSİNLİOĞLU
    Çalışmalarını İzmir’de sürdüren fotoğrafçı Tuncay Dersinlioğlu’nun kişisel sergisini açıyor. [»]
    09-09-2017